Thursday, December 24, 2009

Posted by little drop of poison at 5:55 AM 1 comments
Telkarinin sadece türk işi olmadığını öğrendiğim andan itibaren müthiş güzellikte yeni modeller buldum, günün birinde ben de böyle telkariler yapabilirim umarım:







Sunday, August 3, 2008

telkari günlüğüm

Posted by little drop of poison at 1:30 AM 1 comments
aslında herşey küçük şirin perime annemin telkari yüzüğünü ne kadar beğendiğimi anlatmamla başladı. artık telkari her yerdeydi, çiğdemle özgenin boynunda, evimizin ücra köşelerine sıkışmış eski takılarda, etraftaki gümüş satıcılarında... çok güzel, çok naifti ve benim de bir telkari takım olmalıydı. ve günün birinde küçük şirin perim karşıma o yazıyı çıkardı: büyükada halk eğitim merkezinde telkari kursu!!! bir kez daha benim için çalışmış, uğraşıp karşıma bu kursu çıkarmıştı (perim daha önce de birçok alışveriş anında karşıma tam istediğim giysiyi çıkarmasıyla tanınır i.e. the mexican filminde julia roberts'ın eteğinin aynısını bulma olayı)
telkari kursu bu ne yapacağımı bilemediğim dönemde benim için bir ilaç gibi oldu. zaten takı yapmaya ilgim vardı, ama bu takı yapmanın ötesinde bir uğraş haline geldi benim için. çünkü telkari emek vermeyi gerektiren ve bittiğinde harikalar yaratabileceğiniz bir zanaat, onun için onu çevreme yaymayı bir görev edindim.

peki telkari nedir?
telkari 15. yüzyılda anadolu topraklarında çalışılmaya başlanmış. anadoluya iran veya suriyeden gelmiş olabilir zira kelime anlamı olarak farsça bir kelime ve gümüşün ince tel haline getirilerek birbiri içine örülüp desen meydana getirilmesi ve lehimlenmesi işine deniyormuş. doğu ve güneydoğu anadolu telkari açısından merkez olmuş. bu bölgelerde özellikle mardin, midyat, gaziantep ve diyarbakır'da farklı örneklere rastlamak mümkünmüş. doğu karadeniz'de trabzon ve beypazarı da telkarisiyle ünlü bölgeler olarak biliniyor.

papatya telkari
hocamız beypazarı'nda bunun eğitimini aldığı için daha çok o yörenin tekniklerini kullanarak çalışıyoruz. ilk gittiğim gün gümüş sicimlerinden zincir yapmayı öğrendik. daha ikinci seferde bu altta resmini gördüğünüz papatya kolye ucunu yaptım. etrafımda kimse -ben dahil- bu kadar güzel ürünler çıkacağını düşünmemiştik, ama mümkünmüş. ders notlarıma göre telkarinin nasıl yapıldığını anlatalım..



papatya telkariyi yapmak için önce her telkari modelinde olduğu gibi ince çubuklar halindeki tellerden, çatılık olarak adlandırılan ve iskeleti oluşturacak 975 ayarlık 65-75 mikron kalınlığındaki teller silindirden geçirilerek inceltiliyor ve istenen modelin ana iskeleti oluşturuluyor. tabi bu modelleme sırasında gümüşü işlenebilir hale getirmek için benim ateş tabancası dediğim şalomayla tavlamak şart. daha sonra dolgu olarak kullanılacak has ince gümüş çubukları (30-35 mikron) matkap yardımıyla bükülüp tekrar inceltiliyor. papatya telkaride dolgu teli damla dolgu adı verilen, önce küçük halkalar daha sonra da genişleyip uzayan daha geniş halkalar halinde sarılıyor ve iskelete yerleştiriliyor. bütün yapraklar dolduktan sonra içine boraks katılmış kuru kaynak üstüne serpilerek kaynatılıyor. bütün bu kaynatma işlerinden çirkin ve kararmış görünüm alan telkari ağartılması için nitrik asitli suda bekletiliyor, sonra da ince telli fırça fırçalanarak parlatılıyor. son olarak da taşı üstüne yerleştiriliyor.

sim dolgulu telkari


bir diğer derste sim dolgulu telkariyle çok güzel ürünler yapmayı öğrendik. sim dolgu oldukça dikkat gerektiren ve sağlıklı gözler isteyen bir ürün çeşidi. daha önce anlattığımız gibi çatılık yassılaştırılarak yuvarlak haline getiriliyor. dolgu telinin yanı sıra zigzag haline getirilmiş bir dolgu teli daha kullanılıyor ve iki ince tel bir arada en ortadan başlayarak dışarıya doğru sarılıyor. en küçük dalgınlıkta veya gevşetmede elinizdeki tellerin hepsi açılabiliyor. ben sim dolguyu çok sevdim ama pek çok kişi onunla uğraşmamayı tercih ediyor sanırım. yukarıdaki örnekte en ortada top gibi görünen şeye de güverse deniyor. bizim hocamızın favori süsleme tekniği olan güverseler hurda adını verdiğimiz kullanılmayan gümüş parçalarının kaynatılmasıyla yapılıyor.

yusufçuk

bu yusufçuk modelini de hediye olarak yaptım. gene damla dolgu kullanılarak 4 küçük kanatçık yapılıyor. daha sonra tığ yardımıyla yusufçuğun gövdesi sarılıyor, üzerine antenler kaynatılıyor. bu anlatmamın basitliğine aldanmayın, yusufçuk yapmak epey zor birşey, zira çok küçük detayları var ve bu yüzden kaynatma sırasında sorun olabiliyor. bu arada zincirin takıldığı kısım -aynı kısım papatya dolguda da var- badem dolgu adı verilen dolgu tekniğiyle yapılıyor.

eğer telkariler ilginizi çekiyorsa istanbul'da çeşitli halk eğitim merkezlerinde telkari eğitimi verildiğini öğrendim, internetten bunları araştırabilirsiniz. eğer satın almak isterseniz büyükada halk eğitim merkezindeki diğer arkadaşlarım bu konuda bir yıldan uzun süredir çalışıyor ve iskele meydanında satış yapıyorlar. (tabi onların yaptıkları benimkilerden çok daha güzel, ben daha yeniyim) yeni yaptığım modelleri yine siteye yükleyerek nasıl yaptığımı anlatacağım..

Sunday, January 21, 2007

Posted by little drop of poison at 3:52 AM 1 comments
ben de sushi yaptım, evet sonunda ben de sushi yaptım. bir zamandır bekliyordum bu anın gelmesini zaten, sevgilim bana sushi yapma kılavuzu alıp da yosun almam için bana destek olunca artık sushi yapmamak için bir nedenim kalmamıştı zaten. bunun hevesiyle ilk entry'm olarak sushi'yi nasıl yaptığımı yazıcam. çok süper başarılı olamadım belki ama olsun, yine de yaptım, bir deneme bir denemedir, ileride daha başarılılarını da yapacağımdır. ayrıca tarif doğru. sarma işini çok güzel beceremedim ben sanırım o yüzden tam başarılı olamadım diyorum. neyse çok konuştum..


makisushi tarifi: (sushi for dummies -aka. 101- ayarında)

1- yosun: yosun sushi'nin etrafına sarılan siyah kağıt gibi olan şey. bunu istanbul'da gümüşsuyu'ndan taksim'e çıkan yoldaki çin lokantası'nın biraz gerisindeki çin market'te bulabilirsiniz. hazır oraya gitmişken pirinç sirkesini de alın, sirke deyip geçmeyin normal marketlerde bulunmayabilir.

2- yani pirinç sirkesi (bunu hazırlarken 3 yemek kaşığı pirinç sirkesinin içine 6 çay kaşığı şeker, 1 kaşık tuz koyup eritinceye kadar karıştırıyoruz)

3- pirinç. yuvarlak pirinçlerden gerekiyor. bunlardan bir bardak kadar kullanılacak.

4- sarmak için mat lazım.

5- tabi ki içine koyacağımız şeyler gerekiyor. birsürü çeşidi var karides, yengeç koyulabildiği gibi salatalık, avokado gibi sebze meyveler veya biftek ve ıspanak gibi benim anlamakta güçlük çektiğim karışımlardan koyulabiliyor. ben bu iş için karidesi seçtim. yerimiz istiklaldeki balık pazarı. yarım kilo fazla ama fazla karides göz çıkarmaz, kalanları karidesli pilav veya zeytinyağlı limonlu karides olarak kullanabilirsiniz.

efendim önce pirinçler ıslanıyor ve haşlanıyor, klasik türk pilavı ayarında bire bir buçuk ölçü suyla. ilk 5 dakka güçlü ateşte sonra 13 dakika kısık ateşte kapalı kapakla sonra da 10 dakika hiç açmadan bekleniyor. sushi yaparken araya havlu koymaya gerek yok sanırım. sonra bu pirinçin içine sirkeli karışım dökülüyor ve bir güzel karıştırılıyor tahta kaşıkla. bunun iyice yedirilmesi için kimileri saç kurutma makinesi kullanıyormuş, daha parlak oluyormuş, bunu her yazan evet evet inanılmaz ama doğru gibi ifadeler kullanmış, ben artık bu duruma alıştım saç kurutma makinesi garip gelmiyor. evet kurutuyoruz.

bu arada karideslerimiz zaten ayıklanmış halde duruyor. pirinçleri beklerken elimiz boş durmuyor. pirinçler soğuyunca matın üstüne yosunun yarısı kesilerek koyuluyor. bunun üstüne pirinçler koyuluyor, yanlardan bir-iki parmak boşluk kalacak şekilde. üzerine içine koyulacak şeyler ekleniyor (şu durumda karides). sonra da sarıyoruzzzz. sardıktan sonra önce ortadan ikiye sonra diğer parçalar ikiye pütürüksüz bıçakla kesiliyor. tadaaa makisushimiz hazır. bunu servis yaparken wasabi ve soya sosu da masada bulunması gerekenler.

günün birinde daha profesyonel bir şekilde yaparsam o zaman size tekrardan yazarım. doğuştan japon veya aşçı olmadığıma göre bu da bir başarı...

afiyet olsun!
 

little blog of poison Copyright © 2010 Designed by Ipietoon Blogger Template Sponsored by Online Shop Vector by Artshare